20 Temmuz 2012 Cuma

Manu Safaride


Kagawa postunda bahsetmiştik, Manchester United sezon öncesi turları kapsamında Güney Afrika'da. E hazır Afrika'ya gitmişken safarisiz olmaz diyerek atmışlar kendilerini doğaya. İngiliz Mirror gazetesi de ilginç fotoğraflar yayımlamış sitesinden. Durban dolaylarından geliyor...

Bu arada bazı Manulu futbolcuların kafam kadar gülşah kıvamındaki yılanla yaptığı hareketleri görünce yuh diyesi geliyor insanın. Antonio Valencia hayvanı halter gibi kaldırırken, kısa saçlı haliyle zor tanıdığım Anderson yılana farklı açıdan yaklaşmış. Japon olduğundan mı ne, Kagawa en ölçülü tepkiyi vermiş. Bu ne la der gibi. Eski kaptan Rio Ferdinand kabile şefliğine meyletmiş. De o sıfat ne arkadaş. Hele o tamtam başındaki arkadaşlara ne desem bilemedim. Bezelye!

Yapma Bunu


Koca Sir balondan korkar mı Allasen?

Shinji Kagawa


Manu'nun yeni transferi Shinji Kagawa ısınma turlarında. Yeni takımında 26 numaralı formayı giyecek olan Japon futbolcu, Manchester United'ın Güney Afrika turu sırasında Durban'da oynanan bir hazırlık maçında siftah yaptı..

19 Temmuz 2012 Perşembe

Şimdi Hocam Bak

galatasaray.org

Galatasaray'ın çiçeği burnunda transferi Burak Yılmaz bugün yeni takımıyla ilk antrenmanına çıktı. Süper Lig'in son gol kralı, eski günlerini mumla arayan Milan Baros'a işin inceliklerini anlatıyor..

Burak Yılmaz


Mesela Burak Yılmaz, Burak Yılmaz son transferinde Galatasaray'ın... Çok yanlış yaptı...

I Saw The Devil


Ağır psikopat film. Orijinal adı "Akmareul boatda" olan Güney Kore yapımı. Yönetmeni Jee-woon Kim. Ki kendisini A Bittersweet Life'tan biliriz, severiz. Bölgeden çıkan filmlerin çoğu gibi intikam temalı. Adamlar intikam için yaşıyor sanki. Baş rollerde "Oldboy" Min-sik Choi (abi bu ismi değiştir be) ve Byung-hun Lee var. Choi filmde sapık ruhlu bir seri katili canlandırıyor. İlk doğrama sahnesi üzerine çakma Dexter demiştim, adam Dexter'ın atası çıktı. Bolca kan ve şiddet sahnesi var. Kaldıramayanlar uzak dursun. Müzikler ve özellikle Choi'li diyalog sahneleri çok iyi. Adam doğuştan sayko olunca seyretmeye doyum olmuyor. Hele takside iki herifi tavuk döner keser gibi bir doğrayışı var ki, aman aman. Lee de ondan aşağı kalmıyor, biraz daha duygusal sayko. İki baş rol oyuncusu da muazzam performans çıkarmış.  Çok iyi film. IMDB puanı 7.8, ben 9 verdim..

Le Parisien


Yılın transferi resmen gerçekleşti. İbrahimoviç artık PSG'de. Bizde olsa boğazda poz verdirilirdi, Paris olunca haliyle Eyfel Kulesi. Transfermarkt rakamlarına göre 20 M€ bonservis bedeli ödedi PSG Milan'a. Zlatan da yıllık 13 M€ kazanacak. Böylece Zlatan'dan zarar eden takımlara Barça'dan sonra Milan da eklenmiş oldu. Ama oyuncunun ilerleyen yaşını hesaba katarsak bu pek de zarar sayılmaz. Barça'nın kaybı yanında zaten hiçbir şey. Zlatan'a ödenen toplam bonservis rakamları 170 M€'ya dayandı. Yaş da kemale erdi artık, 30'u gördü gösterge. Bundan sonra Avrupa dışı bir transfer olur muhtemelen, zira durduğu yerde durmayan İbrahimoviç Paris'te emekli olacağa benzemiyor. Para nereye biz oraya..

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Michael Bradley


Amerikalı orta saha oyuncusu birçoğumuzun radarına 2010 Dünya Kupası'nda takılmıştı. Güçlü fiziği, çalışkanlığı, bunun yanında muadillerine göre hiç de fena olmayan tekniğiyle sağlam bir futbolcu görüntüsü vermişti. O dönem adı takımlarımızla da, özellikle Galatasaray'la sıkça anıldı. Borussia Mönchengladbach oyuncusunun parlamasını fırsat bilip yüksek fiyat çekince, Bradley satılamadı ve o yaz kiralık olarak Aston Villa'ya gitti. Geçen yaz da 1.2 M€ bonservis bedeliyle Chievo'nun yolunu tutan 24 yaşındaki futbolcu, burada gösterdiği istikrarlı ve başarılı performansla Roma'nın dikkatini çekti. 3.75 M€ karşılığında Romalı olan futbolcu beklenen sıçramayı gerçekleştirmiş oldu.

Fotoğraf da sezon öncesi kampı için Avusturya'ya giden Roma'nın yolculuğu sırasında çekilmiş. Muhtemelen havaalanı aktarması sırasında. Futbolcuların çoğu ayakta, arka tarafta Bojan Krkic ekibi kurup geyiği döndürmeye başlamış..

17 Temmuz 2012 Salı

Rango


Bu yıl en iyi animasyon Oscar'ını aldı Rango. Yönetmen Gore Verbinski. Verbinski'yi alınca Johnny Depp otomatikman geliyor zaten. Rango'yu seslendiriyor Depp, Isla Fisher, Alfred Molina, Timothy Olyphant gibi birçok ünlü isim de sesleriyle yer alıyor filmde. Sıradışı bir animasyon filmi. Verbinski'nin daha önceki işlerine bakınca farklı bir şeyin ortaya çıkması normal sonuç. Sen The Ring'i çek, araya The Weather Man'i sıkıştır, peşine Karayip Korsanlar'ını yapıştır. Sırada ne var diye sorsan bir Allah'ın kulu animasyon demez. Bu açıdan takdir ettim Verbinski'yi. Adam her türü denemek istiyor muhtemelen. Çekimler çok iyi, özellikle Rango'nun arabadan düştüğü sahne muazzam. Karakterler, diyaloglar, hele hele müzikler bomba. Seyrettiğim en iyi animasyonlardan biri. Görsellik tavan yapmış. IMDB puanı 7.4, ben 8.5 verdim..

Koşan Adam


Zlatan İbrahimoviç koşmaya devam ediyor. Ajax, Juventus, Inter, Barcelona, Milan derken şimdiki durağı Paris Saint Germain. Para neredeyse oraya koşuyor. Hem kazanıyor, hem kazandırıyor. Bir zamanlar Anelka'ya ait olan bonservis ödenme rekorunun yeni sahibi kendisi. Bu hikaye de Çin'de biter belki..

13 Temmuz 2012 Cuma

Layer Cake


J. J. Connolly'nin aynı adlı romanından uyarlama. Connolly beyaz perde için senaryoyu da kendisi yazmış. Yönetmen koltuğunda Matthew Vaughn var. Baş rollerde Daniel Craig ve Sienna Miller yer alıyor. Guy Ritchie tarzına benzer bir film. Bence bir tık daha iyi. Yine karışık bir senaryo, kimin eli kimin cebinde belli değil. İngiliz mafyası, uyuşturucu, güç savaşları, entrikalar... Ve sonlarda çorap söküğü gibi çözülen olaylar. Her şeyi anlamaya kasmadan, rahat, eğlenceli izlemelik film. IMDB puanı 7.4, ben 8 verdim.

12 Temmuz 2012 Perşembe

Kalıp


Yaz dönemi malum, spor gündeminde çoğu dedikodu olmak üzere transfer haberlerinden başka bir şey yok. Gerçi alıştık artık aynı isimleri yıllardır farklı takımlara transfer eden medyamıza. Neyse ki bu akım yavaş yavaş sona eriyor gibi. Tabi bunda söz konusu döngüye genç yaşta girip artık ihtiyarlayan futbolcuların gözden düşmesinin de payı var. Bu sene geçen yıllara göre daha az asparagas haber var. Blog olarak transfer dedikodularına pek yer vermiyoruz. Etrafta yeteri kadar var zaten.

Bloga ilham kaynağı olan sorunlulardan biri, en kırığı belki Baloteli. Sık sık yer alıyor blogda haklı olarak. City ile yaşadığı şampiyonluk ve İtalya ile Avrupa Şampiyonası'ndaki iyi performansı ve final. Tatili hak etti beyimiz. Fotoğraf bizim lunapark diye tabir ettiğimiz bir yerde çekilmiş. Arka sıradaki değil Balotelli, o kardeşiymiş. Balotelli çok korkmuş olacak ki önde mavili abinin arkasına saklanmış. Sert çocuk triplerinden geçilmeyen Balotelli'nin pek de kalıbının adamı olmadığını görmüş olduk..

Balotelli


Balotelli geyikleri devam ediyor. Bu kez Obama ile ciddi bir toplantı esnasında veya maç izliyorlar bilemedim..

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Eksik Bir Şey


Eksik bir şey mi var?

War Horse


Steven Spielberg'in 6 dalda Oscar'a aday olan ama babayı alan filmi. Spielberg adının etkisiyle gereğinden fazla değer gören film. İngiliz aktör Jeremy Irvine baş rolde. Babasının biraz da gaza gelerek aldığı atı eğiten ve samimiyeti geliştiren (!) Albert, I. Dünya Savaşı başlayınca yine babasının atı orduya satmasıyla çok sevdiği dostundan ayrılır. Buna kızan Albert orduya katılarak savaşa gider. Sonrası tahmin edilebilir zaten. Fena olmayan bir seyirlik, o kadar. Daha fazlası değil. IMDB puanı 7.2, ben ne versem bilemedim. Çok da ezmek istemiyorum filmi, Spielberg'in 66 M$'lık bütçe ile çektiği filmin 2.5 katı gişe yapması amacına ulaştığını gösteriyor. Ama bu atı Burak Aksak'a versen daha çok malzeme çıkarırdı, o da ayrı..

10 Temmuz 2012 Salı

Balotelli Saçmalatmaca


Balotelli bu pozu vereli neredeyse 2 hafta olmasına rağmen geyiği hala dönüyor. Favorim; kompresör ustası Balotelli!

Şirin Baba


Senin yapacağın plana uyuyim ben Şirin ya!

Özledik be!

Oezil


Mesut, Sergio Ramos'un yanında "Elimi de kolumu da bağla hadi" adlı türküyü mırıldanınca Ramos dayanamamış. İntikam sinyalleri veren Oezil fotoğrafı paylaşırken şu notu düşmüş:
sen beni susturamazsın. son sözü hep ben söylerim :))

God Bless America


Açık söylüyorum film boyunca gıpta ile seyrettim Frank'i. Adam resmen hislerime tercüman oldu. Filmin adı yanıltmasın, Amerika'yı yücelten klasik bir Hollywood yapımı değil. Aksine yeren, yozlaşmış, b*ku çıkmış kültürünü elinden geldiğince yerlere vuran bağımsız bir yapım. Bobcat Goldthwait yönetmiş, Joel Murray baş rolü 19 yaşındaki Tara Lynne Barr ile paylaşmış. Biraz bizim Şaban filmlerine benziyor senaryosu. Beyninde tümör olduğunu ve öleceğini öğrenince Frank, madem ölücem bari boş gitmiyim diyor ve ipleri koparıyor. Daha sonra gerçeği öğrense de ok yaydan çıkmış oluyor, geri dönüş yok. Amerika'nın filmde anlatılan bu rezil medya kültürü tüm dünyayı kuşatırken ülkemizin ipi çekenlerden olması üzüntümüzü bir kat daha arttırıyor. Bu kokuşmuşluğu ülkemize ithal eden yavşaklar sermayelerini Amerikan doları üzerine kurarken, tasası mallıkta sınır tanımayan insanımıza düşüyor. Ve nesilden nesile daha ciks, daha tiki, daha apaçi gençler yetişiyor. Ne mutlu! IMDB puanı 7.4, ben 8 verdim..

9 Temmuz 2012 Pazartesi

2012 Wimbledon


Bu yıl Wimbledon'ın sahibi, finalde Andy Murray'i 3-1 ile geçen Roger Federer oldu. Normal sonuç zaten buydu. Ancak bu yazının öznesi kaybeden isim: Andy Murray.

Murray'i dünkü maça kadar pek sevmezdim. Silik bir oyuncu gibi gelirdi bana. Dünyanın 4 numarası olsa da, üstündeki 3 önemli tenisçi Nadal, Djokovic ve Federer karşısında sürekli ezilen bir isimdi. Bırakın maç almayı set almak bile çok zordu onun için. Ama Londra'da bir nevi ev sahibi olarak korta çıkan İskoç tenisçi, bilmem kaç yıldır bu turnuvada finale çıkamayan Büyük Britanya'nın bütün desteğini arkasına almıştı. Kazanması halinde 8 Temmuz'un Britanya'da milli bayram ilan edilebileceğini söylediğinde spiker yok artık dedim. Bu tenisin ve Wimbledon'ın adamlar için önemini çok güzel anlatıyordu. Bu durumun getirdiği baskıyla maça başlayan Murray her zamanki halinden epey farklıydı. Her topa atlıyor, taklalar atıyordu. Oynadığı özgüvenli ve karakterli oyun neticesinde ilk seti de aldı. Sonrası gelmedi, daha sakin kalan Federer oynadığı güzel oyunla neden bu kadar iyi olduğunu bir kez daha gösterdi.

Maç sonu konuşmasına turnuva kazanmaya giderek yaklaşıyorum diye başlayarak seyirciyi güldüren Murray, daha sonra duygusal bir konuşma yaptı. Federer'e hakkını vererek centilmenliğini de konuşturan İskoç oyuncu, belki bir daha finale gelemeyecek. Göz yaşlarıyla zar zor bitirdiği konuşmasıyla izleyenleri de ağlattı Murray. Ama benim gibi onu çok iyi tanımayanlara sağlam karakterini gösterdi. Artık büyük saygı duyuyorum Murray'e, en az yeni bir numara Federer, Nadal ve Djokovic'e duyduğum kadar. Ve bir büyük turnuva kazanmadan bırakması yazık olur bu adamın. Bir daha gelebilirse finale, ki gelecektir, kazanmasını istiyorum, o 3 isimden daha fazla..

Breach


2007 tarihli güzel bir gerilim filmi. Gerçek bir hikayeden uyarlanmış. Amerika tarihinin en büyük casusluk olayı ve olayın kahramanı Robert Hanssen'i anlatıyor film. Yönetmen koltuğunda Billy Ray otururken, baş rollerde Chris Cooper ve Ryan Philippe yer alıyor. Hanssen'i canlandıran Chris Cooper etkileyici bir performans ortaya koymuş. Sıfatı (sıfat) ve ses tonu ile rolüne cuk oturmuş. Film ağır ilerlese de seyircinin merakını diri tutmayı başarıyor. En azından benim için öyle oldu. Cooper'ın açık vermeyen oyunculuğu bu adam casus olamaz dedirtiyor. Veya öyle olmasını umuyor izleyici, film bunu sorgulatıyor. Sonuç olarak vasatın üzerinde bir film, IMDB puanı 7.1, ben 7.5 verdim..

3 Temmuz 2012 Salı

Dexter


Showtime'ın yaptığı iş değil. Sen koca sezonu 3 ayda bitir, sonra 9 ay beklet insanları yeni sezon gelsin diye. Zalımsın Showtime! Neyse ki az kaldı, hasret bitiyor efenim. 6 sezonu deviren efsane 7. sezonun ilk bölümüyle 30 Eylül'de geliyor. En son masa başında Travis'i keserken Debra'ya yakalanmış halde bıraktığımız Dexter durumu nasıl kotaracak görücez. Dexter ne yapmalı bilmiyorum ama umarım bütün sezonu Debra ile geçirmezler. Bize kötü adam lazım. Şöyle bir teaser, şöyle de bir sneak peek yayınlanmış. Meraklısına..

El Orfanato


2007 İspanya mahsulü korku filmi. Yönetmeni Katalunya dolaylarından genç Juan Antonio Bayona, ki kendisi filmi çektiğinde sadece 32 yaşındaymış. Pan'ın Labirenti adlı güzide filmin yönetmeni Guillermo Del Toro abimiz de bu genç kardeşe omuz vermiş ve filmin yapımcılığını üstlenmiş. Sonunda ortaya şahane bir gerilim filmi çıkmış. Baş rollerde Belen Rueda ve Fernando Cayo yer alıyor. The Orphanage adıyla da bilinen film anlaşıldığı üzere bir yetimhanede geçiyor. İsim ve konu duyulunca akılda oluşan film profilinden çok farklı bir hikayeye sahip film. İyi bir kurguyla birlikte yönetmenin başarılı çekimleri, renk ve mekan kullanımları filmi klasik korku filmlerinden ayırıp farklı bir yere koyuyor. Beğendim filmi, IMDB puanı 7.6, ben 8.5 verdim..

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Sergio Ramos


Sergio Ramos önce kupayla beraber 2 işareti yapıyor, sonra derdini anlatamamış olacak ki 2.'yi de alıp bir de öyle poz veriyor. Millet birini bulamazken elin İspanyolu...

O An-XIV


Turnuva öncesi Almanya ile birlikte favoriler arasında gösterilen İspanya Euro 2012'nin şampiyonu oldu. Finalde Almanya ile karşılaşsalar bile sonuç değişmeyecekti. Son 3 büyük turnuvanın şampiyonu olan İspanya, bir zamanlar Brezilya'nın dünya futbolu üzerinde yaptığı etkiyi bugün kat kat fazlasıyla yapıyor.

İspanya aksine şans verilmeyen İtalya'nın finale kadar gelmesi, benim gözümde Prandelli'nin başarısıdır. Sonuç hezimet gibi gözükse de cesur hamleler yapan hocanın şans yanında olmadı. Yoksa böyle ağır bir mağlubiyeti İtalyanlar hak etmemişti. Chiellini'nin sakatlığı sonrası erken bir zoraki değişiklik, üstüne son oyuncu değişikliği olarak oyuna giren Thiago Motta'nın girer girmez sakatlanması ve kalan süreyi 10 kişi oynamaları sonucu İtalya İspanya'dan İrlanda muamelesi gördü. Hikmet Karaman'ın dediği gibi; İspanya'ya karşı 10 kişi oynayayamazsın Yalçın! 14. O An'la bitiriyoruz turnuvayı, kaptan Casillas kupayı kaldırıyor..